24 Nisan 2008 Perşembe
Bugün 23 Nisan:)
Gerçi ertesi gün olmuş ama:)Olsun hala uyumadım, bugün sayılır.Bu 23 Nisan bizim için çooooook önemliydi.Kızım ilk defa okulda gösteri yaptı, drama, şarkı söyleme ve dans etme etkinlikleriyle.Gözlerim sulandı yer yer, çok fena:)
Bugün de bitanemi ilk defa dışarda eğlenceye bıraktık. Ege Palasta baloları vardı!Aman Allahım ne kadar erken!
Daha 4 bile olmamış kızımı arkadaşlarıyla kendi başına eğlenmesi için giydirip süsleyip otele bıraktık:)3 saat sonra bir gittik ki bizimki hala sahnede kuduruyor. Çok çok eğleniyor. Anlata anlata bitiremiyor. Hatta şarkı söyleyen adamla dans etmek isteyip adamın Ekinle ilgilenmemesi üzerine bir de adama vurup zorla elinden tutup dans ediyor:)
Son şarkı her zamanki gibi 10. yıl marşıydı. Gerçekten çok etkileyici bir final marşı. Marş bitiyor, herkes dağılıyor, çocuklar anne babalarına koşuyor ama hala sahnede
bir çocuk zıp zıp zıplıyor.
Tabiki benim dansçı kızım!







Bugün de bitanemi ilk defa dışarda eğlenceye bıraktık. Ege Palasta baloları vardı!Aman Allahım ne kadar erken!
Daha 4 bile olmamış kızımı arkadaşlarıyla kendi başına eğlenmesi için giydirip süsleyip otele bıraktık:)3 saat sonra bir gittik ki bizimki hala sahnede kuduruyor. Çok çok eğleniyor. Anlata anlata bitiremiyor. Hatta şarkı söyleyen adamla dans etmek isteyip adamın Ekinle ilgilenmemesi üzerine bir de adama vurup zorla elinden tutup dans ediyor:)
Son şarkı her zamanki gibi 10. yıl marşıydı. Gerçekten çok etkileyici bir final marşı. Marş bitiyor, herkes dağılıyor, çocuklar anne babalarına koşuyor ama hala sahnede
bir çocuk zıp zıp zıplıyor.
Tabiki benim dansçı kızım!
20 Nisan 2008 Pazar
Claros
Claros antik dönemlerin kehanet merkeziymiş. Ve bir dönem en iyi bilicilik merkezi haline gelmiş. Söylendiğine göre Büyük İskender buradaki kahinlerin kehaneti doğrultusunda Symirna'yı yani İzmir'i bugünkü Kadifekalenin bulunduğu yere kurmuş.
Hem Dor, hem Iyon sütunlar var, demek her iki dönemde de etkili olmuş. Tapınak Apollon'a yapılmış. Sütunların üzerinde tapınağa gelenlerin isimleri yazılıymış.
İzmire dönerken Menderes yolu üzerinden dönelim demiştik ve yol üzerinde kahverengi tabela görünce girivermiştik. Meğer önemli bir yermiş. Ama tabelada yazılan cümle düşüklükleriyle dolu yazıdan başka in cin top oynuyordu.
Biz de kızımla çiçek toplayıp kurbağa oynadık kalan zamanımızda:)
Şirince
Kirkince Cevat Şakire göre Tanrıça Kirke'den gelen , Grekçe Kirkince sonradan Türkçeye Çirkince olarak girdi. Cumhuriyet döneminin ilk valisi Kazım Dirik de Bu adı uygun bulmayarak Şirince yaptı.
Bence mükemmel yakışıyor bu ad buraya.
Harika bir yer. Bakmaya da doyamadım, fotoğraf çekmeye de, gezmeye de...
Eskiden şarap yetiştiricilerin olduğu 1800 haneli bir Rum köyüyken mübadele sonrası Kavaladan gelen Türklerin yerleştirildiği, ilk zamanlar şarap yetiştirilmeye ara verilen 3000 nüfuslu, daha sonra yeniden şarap üretimine devam edilen ama hane sayısı 700 e inen bir yerleşim yeri olmuş. Son senelerde sit alanı ilan edilerek korunmaya çalışılmış, nüfus tekrar artarak canlanmış turizm sayesinde.
Turizmi canlandıran en önemli etken tabiki Efes'in yakınlığı. Sonra nefis şaraplar. Meyve şaraplarıyla ünlü olsa da Şirince, ben tatlı şarap sevmediğimden meraklılara Galya ve Öküzgözü Boğazkere'yi öneririm.
Beyaz, hoş aromalı misket de fena değildi.
Diğer bir etken de Şirince'nin Rum evlerinin neredeyse mükemmel denecek ölçüde korunmuş olması. Etrafta böyle bir köy yok. Mimari yapısıyla değil ama sokakların haliyle bana Behramkaleyi anımsattı Şirince. Bir de şu saçmasapan satılan turistik eşyalar olmasa..
Yine de gerçekten çok etkilendim. Ne zamandır gelmeyi kafama koymuştum buraya, hem tv de izlediğim için, hem gidenlerden duyduğum için. Pazar günü için süper bir keyif oldu Şirince bize:)
Bu arada yediklerimizden bahsetmesek olmaz. Kurufasulyesi çok meşhurmuş buranın, ama ben pek sevmediğimden yemedim. Şevketibostanı yemek istedim ama enteresan bir şekilde etli yapmışlardı o yüzden onu da yiyemedim. Ama çökelekli biber kızartması dolması nefisti, öneririm:)
Ayrıca her 3 dükkandan biri şarap denenen ve satılan yer olduğundan herkes hafif çakırkeyif dolaşıyor ortalıkta:) Hatta işi abartıp kendinden geçenler de vardı arada:)
Kesinlikle buralara gelip de uğramamak olmaz diyorum, eğer keyifli bir gezi yapmak istiyorsanız...
17 Nisan 2008 Perşembe
İzmir turlarina devam...
Akasya kokuları, kekik kokuları ve deniz kokusuyla...




Asansör 1900 lü yılların başlarında Nesim Levi adında bir Yahudi tarafından Mithatpaşa caddesi ile yukarıdaki Halit Rıfat Paşa mahallesini bağlamak üzere yaşlılar, hamileler ve çocuklar merdivenleri çıkamadığı için hayır amacıyla yaptırılmış. Tabi yukarıdaki sinegoga gitmek sanırım daha öncelikli sebepti. Ama sebep ne olursa olsun insanlar için kurtarıcı olmuş. İlk zamanlar su değirmeniyle su gücüyle çalışırmış. Ve toplam 5 dakikada yukarı çıkarmış. Asansörün kabininde iki taraflı ahşap sıraya insanlar oturur, yukarıya manzarayı seyrederek çıkarmış. Yukarıdan inmek istediklerinde aşağıya bağırarak asansörün yollanmasını sağlar, tamam olduklarında da ayaklarıyla kabine vurur, görevliye asansörü hareket ettirmeleri için haber verirlermiş. Şu anda 2 kabin var, tabi çok kısa sürede çıkıyor ancak kabinlerin içi bakımsız ve metalik bir tatta. Neden hiçbir güzelliği koruyamıyoruz ki biz?
Bir zamanlar burada ünlü müzisyen Yahudi asıllı Türk Dario Moreno yaşadığı için bu sokağa onun adı verilmiş.
Yukarı çıkınca nefis olması gereken bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Bina yığınları olmasa...
İzmirde siluet denilen şey yok malesef. sığınmışlar denizin güzelliğine, öyle bir harcamışlar ki şehri. Yeşil hiç yok neredeyse. Orada burada kalmış kırıntılar sadece. O da deniz tarafından bakılınca göze çarpmayacak kadar az. İstanbul da harcanmış bir şehir, ama oradaki siluet gerçekten yer yer çok nefis. Kuleler, camiler, her şeye rağmen kalabilmiş yeşillikler, saraylar...Ama İzmir betondan bir duvar! Üstelik de yanlış yapılaşma yüzünden İzmirin ünlü imbatı artık kıyının arka sokaklarına ulaşamıyor. Bu yüzden de yazları insanlar kavruluyor. Şikayetlerimi ediyor ediyor, sonunda da yine aynı şeyi söylüyorum biliyorum ama İzmir yin de çok güzel:)
8 Nisan 2008 Salı
İzmir turları-1
Yine uzun bir ara vermişim...
Ama havaların güzelleşmesiyle, bahara endeksli mutluluğum, coşkum beni sokaklara itti. Ve tabi yazacak şeyler çıktı.
Bu hafta İzmiri tanıma turlarıma başladım. Daha önce neresini gezeceğimi bilemediğim kenti artık keşfetmem gerektiğinin bilinciyle ve okuduğum karanfil tadındaki İzmir hikayeleriyle dolu kitap sayesinde yollara düştüm.
Ancak Ekinin kreşe gidip gelmesi arasına sıkıştırdığım gezmelere zaman yetmiyor malesef. Bu yüzden parçalara bölündü. Olsun, aheste olsun, bin parça olsun ama tadı olsun:)
Dün klasik bir noktadan başladım. Konak, Kemeraltı, Saat Kulesi, Agora, Etnoğrafya Müzesi, Konak Pier.
Şimdilik bunlardan bazısının sadece yanından geçtim, vakitsizlikten. Ama yerlerini belirledikten sonra gezmesi daha kolay tabi:)
Konak Pier her ne kadar ölü bir alışveriş merkezi olsa da benim hoşuma gidiyor. Hem konumu muhteşem, hem binanın eskiliği korunarak günümüze uyarlanmış, hem çok hoş yemek yenecek mekanlar var. Ancak amacınız alışveriş değil, ufak bir mola olmalı Konakta.Önceleri balık hali olarak kullanılmış bina, sonradan bir ara otoparka dönüştürülmüş. Fakat en uygun halini şimdi almış. Gözü yormayan bir yaya köprüsüyle karşıya geçerek ulaşıyorsunuz binaya. Keyifli bir mekan.
Köprüden inip Konak Meydanına doğru yürüyorum, Yaya yolunun ardından meydan çıkıveriyor karşıma yine. Meşhur saat kulesi çevresinde güvercinleriyle, martılarıyla, güneşlenen, birilerini bekleyen insanlarıyla, kimbilir hangi tarihlere tanıklık etmiş görüntüsüyle selamlıyor beni.Saat kulesi 2. Abdulhamitin tahta çıkışının 25. yılı şerefine yaptırılmış. Saatini de Alman imparatoru hediye etmiş. Kaidesinde dört köşesinde bulunan sebiller hala çeşme olarak işlevini sürdürüyor.Sanırım İzmirle özdeşleşmiş, İzmirin en bilindik mekanı.
Buradan Kemeraltına doğru yürüyorum. İlk geldiğimde çok hoşlanmamıştım buradan. Satılan bir çok şey zevksiz ve kalitesiz diye. Ama satılanlara takılmazsan aslında çok hoş bir mekan olduğunu farkediyorsun. Daracık taş sokaklar eskiden izler taşıyor. Zaten benim için mekanın ruhunun olması, tarihe tanıklık etmiş olması çok önemli bir faktör. Sokaklarında avare avare yürüyorum Kemeraltının, elimdeki kitaptaki kızla oğlanın aşklarını yaşadıkları yer olduğunu düşünerek.
Agoraya uzaktan selam verip meydana dönüyorum yeniden. Etnoğrafya müzesine de çıkamıyorum bugün, Ama fotoğrafını çekmeyi de ihmal etmiyorum.

Bugün öğleden sonra asansöre gitmeye niyetlendim. Ancak yine zamanım yetmedi. Alsancak'a gidip Mimarlar Odasındaki işimi hallettikten sonra, biraz da oralarda yürüyüşe takılınca vaktim kalmadı asansöre.
Ben de Latife Hanım Köşküne yöneliyorum elimdeki zamanı değerlendirmek için.
Aslında İzmire ilk taşındığımız günlerden beri ilk gitmek istediğim yer burası. Yerini biliyordum ama Ekin yanımdayken yokuşundan korkuma çıkamamıştım.
Aslında İzmire ilk taşındığımız günlerden beri ilk gitmek istediğim yer burası. Yerini biliyordum ama Ekin yanımdayken yokuşundan korkuma çıkamamıştım.
Ve Latife Hanım tabiki.
Kitabını okuyuncaya kadar tamamen önyargıyla yaklaşıp kafadan eleştirdiğim insanın; bir kadın, bir insan olduğunun ayrımına vardım kitapla birlikte.
Hem de çok kaliteli, eğitimli, kültürlü, Türk kadınını çok güzel temsil edebilecek bir kadın.
Latife hanımın büyükannesi 2 yabancı dil, annesi 3 yabancı dil bilirmiş mesela. Günümüzde bile parmakla sayılacak kadar az böyleleri. O zamanlar kızlarını okula göndermeyen ailelere inat köşkünün bahçesinde bir bina yaptırıp oraya yabancı öğretmenler getirtip kızlarıyla birlikte çevresindeki başka ailelerin kızlarına da eğitim olanağı sağlayan bir babanın kızı.
Köşkü Muammer Beyin babası Sadık Bey 1860 yılında yazlık köşk olarak yaptırıyor Göztepe semti daha serin olduğu için. O yüzden içinde sadece bir tane şömine var. Bu şömineli oda Atatürkün çalışma odası olarak kullanılıyor. Köşkte çok hoşuma giden bir detay vardı. Severim böyle gizli geçitleri. Alt kat salonundaki bir dolap kapısından ufak bir merdivenle yukarıda ara katta Latife Hanımın dadısının odasına çıkılıyor. Tabi bunu görür görmez kafamda türlü türlü hikayeler yazılıyor:)
Atatürk toplam 5 kez misafir olmuş köşke ve 91 gün kalmış. Son gelişinde de Türkiyenin ilk cumhurbaşkanı olarak geldiği için ayrı bir özellik taşıyor.
Köşk Latife Hanımdan Türk Koleji tarafından önce kiralanmış sonra satın alınmış ve ilk zamanlar okul binası olarak kullanılmış. Daha sonra restore edilerek 1991 yılında müze haline getirilmiş.
Atatürkle Latife Hanımın evlendiği salonu, Atatürkün kaldığı süre boyunca yaşadığı, misafirlerini ağırladığı, çalıştığı, uyuduğu mekanları görmek, eşyalara dokunmak muhteşemdi. Savaşın bitişinin kutlandığı, yeni ve daha zor günlerin kendilerini beklediğini bilmenin bilinci ve huzursuzluğuyla toplantıların yapıldığı, bahçesinde Latife Hanımla yürüyüşlere çıkılan, İzmir yangınının seyredildiği, yaşayan mekan.
En muhteşem şey de ne biliyor musunuz;
Bir okulun bahçesinde yaşıyor bu tarih. Çok şanslı çocuklar, okullarının bahçesinde Atatürk'e bu kadar yakın olabildikleri için. Köşkün merdivenlerinden baktıkları manzara bir zamanlar Atatürk'ün o muhteşem gözleriyle baktığı manzara olduğu için.
4 Mart 2008 Salı
İzmirin tadını çıkarıyoruz
Aslında İzmirde genelde bahar yaşanmazmış, kıştan yaza direk geçerlermiş.
Ama bu sene şansımıza nefis bir bahar havası var
Deniz kenarında yürüyüş yapabileceğiniz, balkonda manzaraya karşı kahve içebileceğiniz, dışarıda oturup yemek yiyebileceğiniz, kekik kokulu bahçelerden geçebileceğiniz rehavet içinde pinekleyebileceğiniz güzel bahar...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)